Temsili Demokrasi-Sona doğru yaklaşırken

Temsili demokrasi içinde yaşanan bütün gelişmeler egemenlerin iktidar alanlarını genişletebilecek yeni düzenlemelerdir.

 

“Özgürleştiği için seven insan, yeryüzünün en devrimci insanıdır.

O, bütün değerleri alt üst eden bir dinamittir adeta,

düşünülebilecek en tehlikeli insandır.

Çünkü insanların nasıl yanıldıklarını görmüştür ve hakikatin ışığının,

sevgi adına onların üzerine düşmesi için elinden geleni yapmaya her an hazırdır.”

Papaz Dietrich Bonhaeffer

Berlin Vaazı (Naziler tarafından idam edilmiştir.)

Seçim sizin!

Ya bireyi ve yerel örgütlülüğü parçalayan, insanların tüm yaşam alanlarına müdahale eden, savaşlar çıkarmaya hevesli, iç savaşı körükleyecek, tüm iradenizi ele geçirerek sizi temsil ettiğini söyleyen bir tiranın peşine takılacaksınız. Ya da merkeziyetçiliğin gerilediği, özgür bir sözleşmenin temellerini atacak, organik, sürekli gelişen ve büyüyen bir dayanışmaya ortak olacaksınız.

Yepyeni bir hayat kurmanın fikir tartışmasına gönüllü olarak katılacaksınız!

Temsili Demokrasi

Biçimsel demokrasi denilen Parlamentarizm oluşmadan yüzyıllar önce, bilim ve sanatın mitler ve söylenceler üzerinde egemenlik kurmaya başladığı bir şafak sökmeye başlamıştı.

“Özgür Atina” şehrinde bir yurttaşın herhangi bir konuda öneri ortaya koymasının, bu öneri üzerinde tartışmasının önünde bir engel bulunmazdı. Egemenlik (Kratos) halkın (Demos) ayrılmaz bir parçası sayılır, Halk Meclisi (Ekklesia) temsilcilerden değil bizzat yurttaşlardan oluşurdu. Bu meclis yılda 40 kez önceden belirlenmiş kesin tarihlerde toplanır ve 500 üyeli Bule, sıraya koyduğu yasa tasarılarını oturumlarda sunar, site yaşamını belirleyen politikalar böylelikle belirlenirdi.

Her kabileden 50 kişinin oluşturduğu Buleteous üyeleri daha önce belirlenmiş listelerden kura ile seçilir ve bu demokratik konum sadece bir yıl sürerdi. Buletler sistemin üçüncü ayağını oluşturan Yüksek Memurlar’ı seçmeye yetkiliydiler. El kaldırma yöntemi ile göreve gelen memurlar konulan yasaların uygulanmasını sağlarlardı. Kolluk güçleri olmalarının yanı sıra yasa önerisi verme hakları da bulunuyordu.

Felsefenin, matematiğin, sanatın desteğiyle şekillenen doğrudan demokrasi uygulamasına bugünden baktığımızda eksiklerini bulmamız gayet doğaldır. Temel sorun politik eylemi temsilcisiz yerine getiren yurttaşın tanımında kendini hemen belli eder. Kölelik düzenine yaslanan bir ekonominin şekillendirdiği Atina’da yaşayanların ezici bir çoğunluğu karar alma mekanizmasına katılamamıştır. Cinsiyetçi ayrımın gerçekliği de hemen belirir, kadınların politika yapma hakkı bulunmaz. Ekonomik eşitsizlikleri körükleyen toplumsal altyapı da bu deneyimin yozlaşmasına yol açacaktır. En etkili yıkım dalgası ise Doğu’dan yükselen despotik tehdit olur. Doğrudan demokrasinin ışığı bir yüzyıldan fazla parlayamaz.

Ancak Atinalılar kendi içlerinden yükselebilecek tiranlık arzularını asla kabul etmezler. Bir yasa ile tiranlık hayalleri kuranların öldürülebileceğini, bu önleyici eylemin bir ceza almayacağını ilan ederler. Yasa tanımaz despotluk eğiliminde olanları bir oylama ile siteden 10 yıl için uzaklaştırmayı akıl edebilmişlerdir.

Demokrasi ve denetim

Sürekli denetim doğrudan demokrasinin vazgeçilmez kuralıydı. Heliaia Halk Meclisi’nde duruşmalar yapılır, liyakat sınavıyla (Dokimasia) göreve başlayan memurlar görevden ayrıldıktan sonra mutlaka hesap verirlerdi.

Sezar’ın dostları tarafından hançerlenmesine hüzünlenen ve Brütüs’ü vefasızlıkla suçlayanlar açısından doğrudan demokrasi emperyalist amaçları olan ve egemenlik alanını genişletmiş kralların, başkanların, merkezi devletlerin çağında uygulanamaz bir ideal gibi görünür.

Parlamentoyu tebasından alacağı yeni vergileri belirlemek için oluşturmuş İngiliz Kralı elbette değersiz halkının fikir belirtmesini tercih etmezdi. Bunun yerine temsilcilerle müzakere etmeyi yeğledi. Temsilciler arasında da belli bir ayrım mutlaka olmalıydı. İşçilerin, köylülerin, zanaatkârların seçeceği Avam Kamarası uzun yıllar Kraliyetin belirlediği soylu Lordlar Kamarası’nın gölgesi altında kaldı. Üstelik genel oy ilkesinin tuhaf bir istek olduğu kabul ediliyor, kadınların oy kullanması anlaşılmaz ve saçma görülüyordu. Monarşik Parlamentarizm sakat temeller üzerinde kuruldu ve kralın keyfi mezhebinin kutsadığı ilahi hukuk doktrini çerçevesinde sözlü geleneğe dayandı. Kimilerince bu muhafazakâr, yazılı olmayan anayasa fikri demokratik bulunur. Oysa despotik sistemler yazılı bir sözleşmeye hiç sıcak bakmazlar. Rasyonel olmadıkları gibi benzer olaylarda bile farklı pragmatik çözümleri tercih ederler.

Temsili demokrasilerde yaşanan bütün gelişmeler egemenlerin iktidar alanlarını genişletebilecek yeni düzenlemelerdir. Bu düzenlemelerle de sistem yeni sorunlara kapı aralar ve çok geçmeden tıkanır. Talimatlar, ek maddeler bolluğunda temsili demokrasinin varacağı nokta güçlü bir liderin yarattığı sözde istikrar ve yaşamın her alanına müdahale eden yasaların bolluğun denebilecek bir totalitarizm olacaktır.

Liberal ekonomilerde “Piyasa Faşizmi”nin ağırlığı hissedilirken etnik ve dinsel politikaların prim yaptığı az gelişmiş merkez dışında kalan çevrede “Devlet Faşizmi” hüküm sürmeye başlar. Seçim sistemleri sıkça değişir, devleti oluşturan kuvvetlerin yapısı ve etki alanları yenilenerek tek elde toplanmaya başlar.

Temsili Demokrasi Milli İradeyi mi yansıtıyor?

O kutsanan “Milli İrade” temsilcilerinin arzularına, dünya görüşüne ve ideolojisine itaatle eşdeğerdir, artık.

Kaderin tayin ettiği “Eşsiz Temsilci”, bir mit anlatmaya başlar ve hayali bir dünya tanımlar. “Ulu Temsilci” çalışma hayatını kendine göre şekillendirir, işveren ve işçi birliklerini zorunlu olarak davasına ortak eder. Destekçisi orta sınıflar ve büyük sermaye arasında bir süre bocaladıktan sonra ekonomik verimlilikten çok emekçilerle üreticilerin denetimine önem verir. Artık her ihalede kendi sözü dikkate alınmalıdır.

“Büyük Temsilci” tarihi tahrif eder, iletişim araçları üzerinde hâkimiyet kurar, kalıplaşmış bir dille sürekli aynı sloganları tekrar eder. Düşman yaratmadan duramaz. Hukuk sisteminde ceza suça bakarak değil de temsilcinin yaptığı tarifle nesnel düşman olarak bir kategoriye ait olup olmadığına bakılarak belirlenir. Önce suçlar belirlenir ve buna uyacak kişiler kitlelere hedef gösterilir. Ceza suçu arar! Birey fiilen ortadan kalkmıştır.

“Millet iradesi” tek tek bireylerin oluşturduğu bir eğilim olmaktan çıkıp “Terleyen Temsilci”nin belirlediği keyfi, sınırsız, pragmatik bir niteliğe dönüşür.

Demokrasi yavaş yavaş sönerken ortada bir tek “Temsilci” kalır ve aslında o salt çıplak bir Tiran’dır.

Faşizm İklimi

Doğrudan demokrasinin hüküm sürdüğü yıllarda siteden kovulması gereken bir “Halk Düşmanı”!

Eğer bu bir insansa

Sımsıcak evlerinizde,

Huzur içinde yaşayan sizler,

Çamurlar içinde acı çekenin,

Bir dilim ekmek için dövüşenin,

Bir evet veya bir hayırla ölenin,

Bir erkek olduğunu düşünün.

Düşünün ki bir kadındır.

Adını ve saçlarını kaybetmiş biri,

Gözleri boş, bağrı soğuk,

Bir kurbağa gibi kışın,

Unutmayın, bunlar oldu.

Sakın unutmayın…

Primo Levi

Eğer Bu Bir İnsansa…

Yorum Yazınız