Sistem Analizi-Rakamların Egemenliği-Neo Liberal Çıkmaz

Sistem analizi İngiliz ekonomisine yerleşti. Soğuk savaş döneminde Sovyetler’i masaya oturtabilmek için hesaplamalar yapılıyordu.

Neo Liberal Çıkmaz yazı serisi

  1. Oyun Kuramı ve Kişisel Çıkar
  2. Hangi Özgürlük?
  3. Demir Leydi ve Yeni Sağ
  4. Sistem Analizi-Rakamların Egemenliği
  5. Demokrasi Projesi-Liberal Ekonomi Virüsü
  6. Prozac Toplumu

Rakamların Egemenliği

1948 yılında yazılan George Orwell’in 1984 romanı Büyük Birader kavramını ortaya atmıştı. Sosyalizmin egemen olduğu ve İşçi Partisi’nin iktidarındaki İngiltere’de kişilikler silinerek numaralara indirgenmiş bireylerin kapana kısılmış yaşamları aktarılıyordu.

Gerçekte ise 1984 yılında İngiltere Muhafazakâr Parti’nin yönetiminde ve Demir Leydi Margaret Thatcher’ın liderliğinde aşırı bireyselleşmeyi savunarak yeni bir rakam saltanatının yolunu açmıştı. Kişisel çıkarlar ve verimlilik ilkesi tüm toplumu dönüştürmeyi amaçlıyordu.

Bilgisayarların gelişmesiyle tüm işlemler analiz edilebiliyor, yapılan işler hatta bireysel psikolojik durumlar bile ölçülebiliyordu. Sürekli bir karşılaştırma ve değerlendirme şirketlerin stratejilerini belirliyordu. Herkes birbirini değerlendiriyordu. Büyük Birader’e ihtiyaç yoktu.

Politikacıların bağnaz ve statükocu olmalarındansa, açgözlü ve istekli olmalarını yeğleyen yeni sağın yansımaları ülkemize de yansıdı. Politikayı sınıf atlama aracı olarak gören kişisel siyasete soyundu. Parti şirket ihale işleri yakınlaştı. Hatta bu sistemden memurların bile yararlanmasının yolu ‘benim memurum işini bilir’ sözleriyle açıldı.

İngiltere’de Demir Leydi’nin vahşi kapitalizme geçit vermesi, kitleleri güvensiz ve hep arkasını koruyan bir kimliğe büründürdü. Her koyun kendi bacağından asılacaktı ve kariyer basamaklarında yükselebilmek için en yakın dostunuza bile dirsek atmanız gerekiyordu. Kimileri Ada’da birdenbire ortaya çıkan futbol holiganizmine anlam veremez, oysa bu şiddetin altında yatan nedenlere, İngiliz siyasal sistemine yakından bakıldığında belki ulaşılabilir.

Sistem Analizi

Sistem analizi İngiliz ekonomisine yerleşti. Soğuk savaş döneminde Sovyetler’i masaya oturtabilmek için hesaplamalar yapılıyordu. Hangi şehre kaç megaton bomba atılacak? Kaç insanın ölmesi gerek? Tıpkı Hiroşima ve Nagazakiye atılan atom bombalarında olduğu gibi… Bunun için sistem analizi geliştirildi, ama onu geliştirenler toplumu kontrol edebilmenin yolunu bu analizin geliştirilmesi ile mümkün olacağını düşünüyordu. Duygunun olmadığı rasyonel bir dünya kurmak mümkündü. Hesaplamalar, hedefler, kriz yönetimleri yeni bireyin dünyasında yer alacaktı. Rakamlar tüm toplumu sarıp sarmalamaya başlamıştı. Çalışanlar için rekabet ortamı oluşturuluyor, teşvikler ortaya konuyor, hedefler belirleniyordu. İnsanların seçme hakkı elbette vardı, ama çoğu nehirde sürükleniyordu, ya da sürünün için de kimse kara koyun olmaya niyetli değildi. Pazarlamacılar en aranan elemanlar oldular. Satış tek geçerli mazeretti.

Sonuçta bilgiyi işleyen, sadece kendi çıkarını düşünen, duygularını göstermeyi zayıflık olarak algılayan, şüpheci bireyler çoğalmaya başladı. Yenidünya düzeninde kişilikler yalnızlaşarak ve bencillikleriyle siliniyordu. Büyük biraderin yerini piyasa değerleri almıştı.

1989 yılında Berlin Duvarı yıkıldığında bu değerlerin dışında kalan insanlar özgürlüğe kavuştuklarını, paraya ve mutluluğa kavuşacaklarını hayal ediyorlardı. Gözü kara işadamlarının yanı sıra, uyuşturucu satıcılarının, insan ticareti yapanların kendilerini zehirlemelerine pek de aldırış etmediler. Önemli olan kişisel mutluluk ve geçerli güç olan paraya en kısa yoldan ulaşmak değil miydi?

Yorum Yazınız