Politik İnsan-Bir iç sessizlik,şizofrenik ikilem

Politik insan hedefinin sessizliği, bir iç sessizliktir. İkilemlerin yarattığı şizofreni duygusundan kaynaklanır.

“Kitlelerin sessizliğinde de bir müstehcenlik var; çünkü kitleler de bu işe yaramaz, kendilerini aydınlattığı iddia edilen, bütün işi tasvir edilebilir uzamı düzensizce işgal etmek olan ve sonunda kendini sessiz muadili içerisinde yok eden hiper-bilgiden oluşurlar.” (Jean Baudrillard,1985)

Medyadan beklentiler demokrasi çağında oldukça fazlaydı. Kültürel ve siyasi bir yeni kamu alanı yaratacağı öngörülüyordu. Böylece siyasi mekanizmalar hızla dönüşecek, açık toplum idealine ulaşılacaktı. Ulus-üstü bir geniş kamu alanı… Hayal gücü ve çaba şimdilik buna yetmedi.

Medya sosyal savunma ve içe kapanma süreçlerini tetiklemiş gözüküyor. Ötekinin farkına varan geleneksele ve kendi değerlerine önyargılı bir biçimde sarılıyor. Üstelik iletişim araçları depolitizasyonu ve mahremiyetçiliği pekiştiren bir işleve de sahip.

Medya araçlarını kullananların bir ön veri olarak bilgi edinme arzusu içinde olduğu varsayıldı. Böylece siyasi düşünceler gelişecek ve tartışma ortamı sağlıklı bir demokrasinin yapı taşı olacaktı.

Oysa Psikanalist Wilfred Bion, bilmeme arzusuna dikkat çekiyordu. Bion, “Düşünmek rahatsız edicidir” der. “Düşünürken bilmek istemediğiniz bir şey öğrenme riskine girmeniz gerekir. Çoğu insan, duymak ya da görmek istemedikleri şeyleri uzakta tutarlar”.(Bion, 1978)

İnsanlar tuhaf bir biçimde -söylenenin aksine- düşünme ve düşünce özgürlüğünü sınırlama arzusu doğuran bir gerçeklik korkusu ile yaşarlar.

Baudrillard, “en derin arzu, belki de insanın arzu etme sorumluluğunu başkasına vermesidir” der. “Ne istediğini bilmemekten, seçme hakkından feragat etmek ve kendi nesnel iradesinden uzaklaşmaktan daha çekici bir şey yoktur öbür bilinç için”. Ve şimdi Baudrillard’ın da işaret ettiği gibi, “kitleler, kendileri ve dünya hakkında bir hükme varmak, arzu etmek, bilmek, istemek zorunda değiller”.

Politik insan-Görsel çağ çıkmazı

Politika artık bir televizyon olayıdır, bir gösteridir. Ve bunalımı aslında gösteri denen biçimin bunalımdan kaynaklanmaktadır. Temsili politika tıkanmıştır, tıpkı propaganda ve ikna ilkesine dayalı iletişim modelinin tıkanması gibi…

Gazetelerde ve televizyonlarda muhabirlerin, gazetecilerin rolleri giderek küçülmekte Görüntü hâkimiyeti ise hissedilir derecede artmakta. Artık medya bizim bir şey anlamamızı hedeflemiyor, bir olaya katılmamızı istiyor. Ve istediği gösterdiği yönde hareket etmemiz.

Evet, bilgi edinmek yorucudur. Özellikle televizyon eyleme geçmeyi engelleme ve endişeden kaçma süreçlerini destekler. Yeni medyada bize daha fazla bilgi verdiğini iddia etmektedir ama görüneni gerçeklikten koparır ve bir elekten geçirir. İnsanlar yine de televizyon sohbetlerine rağbet etmektedir ve bunun yansımaları yeni medyada yankı bulur. Çağdaş birey bu ‘izleme’ ve dolaylı katılım yöntemiyle gerilimlere bir tepki göstermektedir, belki; ancak sohbetler ve reality şovlar toplumsal olarak dışlanmış, kaybeden bireyin tedavisidir, bir anlamda. Renkli kutudaki varsayılan ortak duygu ile teselli bulurlar.

Dışarıdaki kamusal alan gitgide bastırılırken bu kaçış olağandır. Özgür birey söylemleri pompalanırken, uyumlu ve itaatkâr işçiler arzu edilmektedir, çalışma hayatında. Hem bir pazarlama hedefidir birey hem de aktif bir siyasi özne olarak sözde saygı görür. Sadece seçim zamanlarında… Tıpkı çocukların, yetişkinlerin isteklerine uymalarında karşılaştıkları bir ikilem… Bu da birey de içe kapanıklığın artmasına neden olur.

Politik seçmen hedefinin sessizliği, bir iç sessizliktir. İkilemlerin yarattığı şizofreni duygusundan kaynaklanır.

Ne sağcıyım, ne solcu

Sadece evdeyim bu gece,

O umutsuz küçük ekranda kaybolmak üzere

Leonard Cohen, Demokrasi

Yorum Yazınız