Faşizm İklimi-Gelecekteki tehlike

İki dünya savaşı arasında Faşizm burjuva demokrasisi karşısında güçlü bir seçenek olarak ortaya çıktı.

Gelişmiş demokratik kapitalist toplumların egemen görüşü savunan aydınları, kendi toplumlarının fırsat eşitliği yarattığı ile övünür, özgürlüğe vurgu yaparak sınıflar arası mobilitenin sağlanmasıyla modernist katı ideolojik politikaların etki alanının yok olacağını öngörür.

Oysa postmodern toplumda sınıflar arası farklılıklar daha kesin çizgilerle belirmeye başlamıştır. Geniş sınıfların yer aldığı orta sınıfta bile hiyerarşik bir yapı oluşmuş, ücretli çalışanlar tıpkı işyerlerindeki alt-üst ilişkisinin benzerini yaşam pratiklerine geçirmiştir. Üst sınıf mensupları ile orta sınıf mensupları aynı mekanları pek paylaşmaz, konut alanları ve banliyö seçimleri farklı farklıdır. Kitleleri ortak bir seyir eylemine kattığı söylenen spor karşılaşmalarında bile tribünler sosyal statülere uygun biçimde konumlandırılır, konfor ve görüş açıları farklılaşır.

Kazanacakları çok şey olan üst sınıf ve kaybedecekleri hiçbir şey olmayan alt sınıfın aksine, orta sınıf tarih boyunca gücün büyüsüne boyun eğmiştir. Güçlüye yönelik gizli ya da açık bir sevgi besler, zayıfa nefretle yaklaşır, para konusunda da duyguları konusunda da cimri bireylerden oluşur. Orta sınıfın üyeleri, çileci bir hayat felsefesini benimser, dar bir görüş açısıyla olayları yorumlar. Yabancı düşmanlığı kimliklerinin bir parçasıdır, dostları saydıkları insanlara ise meraklı bir kıskançlıkla yaklaşırlar. Özellikle orta alt sınıflarda boyun eğme özlemi ve güç tutkusu belirginleşir.

Orta Sınıf İdeolojisi

Aşağı orta sınıf Cumhuriyetçi değil Monarşiktir. Kendini tarihsel görkemle özdeşleştirerek gururlanır. Din ve geleneksel ahlak, sağlam ve otoriter aile kurumu onda bir güvenlik duygusu yaratır. Ekonomik bunalımlarda yüksek sınıf ve işçiler arasında sıkışan bu küçük işadamları ve zanaatkârlar ekonomik açıdan en savunmasız katmandır. Güven bunalımı yaşadıklarından istikrarlı bir yönetime ve sözü dinlenen bir lidere özlem duyarlar. Onlara bu konuda destek büyük sanayi temsilcileri ve toprak ağalarından gelir. Öngörülebilir verimlilik ve işçilerin örgütlenmesinin önüne çekilecek setler bu üst sınıfın temel arzularındandır. Güçlü bir yönetici figürü kendi çıkarları ile örtüştüğünde istenen bir tercihtir. Bu çıkarlar doğrultusunda Hitler’i andıran bir mazoşist-sadist figüre bile razı olurlar.

Emeği ile geçinen ve örgütlenmenin gücünün farkına varmış kafa-kol emekçileri bu üst ve orta sınıf için ortak tehdittir. Faşizm iklimi pürüzleri giderilmiş bir kapitalizmi vaad eder ve yeni bir emperyal monarşi idealini kitlelerin gözünde parlatır. Bu koşullarda hem orta sınıfın kendini özdeşleştirebilecekleri içerleme, nefret söylemi dolu küçük burjuva niteliklerini, hem de büyük sanayicilerin çıkarlarına hizmet etmeye hazır bir fırsatçılığı bünyesinde barındıran lider figürü belirdiğinde bu yeni umutla işbirliğine gidilir.

İçtenlikli ekonomik ya da siyasi ilkeler faşist hareketin temel kaygısı değildir. Fırsatçılık temel hareket noktasını oluşturur. Para ya da güç, saygınlık kazanma şansları olmayan küçük burjuvalar bu hareketin yarattığı yeni bürokraside kendine yer bulur, destekçilerin ekonomik gelişme alanları muhaliflerin aleyhine palazlandırılır, büyütülür. Ekran başında sirk eğlenceleri izleyen kitleler olan biteni coşkuyla seyreder.

Temelde ücretli çalışanların çıkarlarına ters olan bu durumu kafa-kol emekçilerinin çoğu da Sessizlik Sarmalına kapılarak izler. Güçlünün sesi tek haklı ses olarak duyulur, bağırıp çağıran bir baba gibi azarlayan karizmatik liderden günü geldiğinde babacan bir şefkat beklenir. Kitle telkini koca bir ülkeyi büyülü etkisiyle avucunun içine alır.

Sadist lider kendi saldırganlığı ve yıkıcılığı ifşa edildiğinde hemen mağdur maskesini takarak muhaliflerine seslenir: Asıl saldırgan olan, kumpas kuran sensin!

Temsili Demokrasinin Sonu

Faşizm ve Önder

Özveri edebiyatı yüceltilir, lider kitlelerin hizmetkârı gibi sunulur. Oysa bu söylemin amacı liderin ve onun seçkin arzusunun gerçekleşmesi için kitlelerin kendini bırakması ve boyun eğmesidir. Lider de rol model olarak boğun eğmiş gösterilir. Tanrı’ya, Kader’e, Tarih’e… Ulu güç tuzaklar kurarak lideri seçmiş ve onu halkın sevgisiyle kuşatmıştır. Biat kültürü oluşturulunca liderin programını uygulamak ve dış ülkelere de yansıyacak saldırganlığını milli irade olarak göstermek kolaylaşır.

Faşizm artık egemen olmuş, kara bir bulut gibi tüm ülkenin üzerini kaplamış ve hep süregidecek gibi algılanmaya başlanmıştır.

Faşizm nedir?

Oysa rahmet yağmurlarıyla ıslanmak isteyenleri bekleyen nefret selinin azgın akıntısıdır. İntikam ve rövanş duyguları ile polis devletinin temelleri atılır.

Bu asalakça bağımlılık duygusu kitlelerin yaşadığı bunaltıyı bir süreliğine dindirmiş gözükür ancak kapitalizmin yok ettiği dayanışma duygusuyla kaybettiği kimi güvenli limanlar artık çoktan dönüşmüştür. Bireyselleşme arayışı beraberinde özgürleşme ihtiyacını da kapsar. Otoriter faşizm özgürleşme çabalarını geriletebilir ama tamamen yok edemez.

Hiç kimse

hatalıca özgür olduklarını düşünenler kadar

umutsuzca köleleştirilmemiştir.

Johann W. Von Goethe

Yorum Yazınız