Demir Leydi ve Yeni Sağ-Neo Liberal Çıkmaz

1975 yılında Demir Leydi Margaret Thatcher Muhafazakâr Parti liderliğine seçildi. Buchanan’ın fikirleri Thatcher’i etkilemişti, Demir Leydi onu Londra’ya seminer vermesi için davet etti…

Neo Liberal Çıkmaz yazı serisi

  1. Oyun Kuramı ve Kişisel Çıkar
  2. Hangi Özgürlük?
  3. Demir Leydi ve Yeni Sağ
  4. Sistem Analizi-Rakamların Egemenliği
  5. Demokrasi Projesi-Liberal Ekonomi Virüsü
  6. Prozac Toplumu

70’li yıllarda yaşanan petrol krizi ve bürokrasinin hantallaşması Birleşik Krallık’ta sistem sorgulamasına dönüştü. Gözler Amerika’da kuramlar geliştiren sağ iktisatçılara çevrildi. Nash’in temellerini attığı oyun kuramı tıkanmış sosyal devleti aşmanın bir yolu olabilirdi.

Herkes kendi çıkarının peşine düşmeli ve hayat yolunda bir strateji geliştirmeliydi. Toplumsal zenginliğin sağlanmasını bu sağlayacaktı. Bu dünyada özveriye ve yardımlaşmaya yer yoktu.

James Buchanan kamu yararına çalışan politikacılara savaş açmıştı.

1975 yılında Demir Leydi Margaret Thatcher Muhafazakâr Parti liderliğine seçildi. Buchanan’ın fikirleri Thatcher’i etkilemişti, Demir Leydi onu Londra’ya seminer vermesi için davet etti. Buchanan oyun kuramı ile kamu yararı kavramının yozlaşmış ve ikiyüzlü olduğunu kanıtlama çabasına girişti. İngiltere’de yeni sağ böyle oluştu. Thatcher 1979 yılında iktidara geldiğinde ekonomiye çeki düzen verme sözünü tutmaya başladı.

Serbest pazar, özelleştirme ve girişimci sözleri siyasi hayatın sözlüğüne girmeye başlamıştı. Emret Bakanım ve Emret Başbakanım dizileri de medya ayağında popüler bir propagandanın yansıması oldu. Kamu tercihi kuramı oluşturuldu.

Psikolojide de birey yeni inceleme alanı oldu. İskoç R. D. Laing, bireyleri baskılardan kurtarmak için çalışmalara başladı.

İnsanın bir başkası yanında kendisi olması mümkün mü? İnsan olmak mümkün mü? Bir şans olabilir mi? Şanslar var mı gerçekte?

Deliliği özgür olmak isteyenlere yapıştırılan bir etiket olarak gören R. D. Laing, Amerikalı psikiyatristleri etkiledi.

David Rosenhan, kendisi de dâhil, daha önce hiçbir ruhsal sorun yaşamamış 8 kişi belirledi; her biri daha önceden anlaştıkları bir tarihte, Amerika’nın değişik yerlerindeki akıl hastanelerine başvuracak, o gün görevli psikiyatriste, kafalarının içinde devamlı ‘pat’ diye bir ses duyduklarını söyleyeceklerdi ve söyleyecekleri tek yalan bu olacaktı. Bunun dışında tamamen normal davranacaklardı.

Pat Deneyi

Deneklerden biri o deneyi anlatıyor:

Peki, sonra ne oldu?

“Hepimize ‘deli’ teşhisi kondu ve hastaneye yatırıldık.”

Hepiniz mi?

“Aynen öyle !”

“…ve bir kişi bile deli değildi?”

Hayır, bu insanların delirdikleri teşhisini koyacak kimse yoktu. Arkadaşlarıma, aileme, ‘birkaç gün kalıp çıkacağım’ demiştim; kimse iki ay tutulacağımızı düşünmemişti elbette.”

Yedisine ‘şizofren’, birine de ‘bipolar’ bozukluk teşhisi konan bu kişilere ağır ilaçlar verildi. Kısa süre içinde anladılar ki; doğruyu da söyleseler hastaneden çıkmalarının tek yolu, deli olduklarını kabul edip, iyileşmeye çalışıyormuş gibi yapmalarından geçiyordu. Rosenhan, sonunda akıl hastanesinden çıkıp, yaptığı deneyi açıkladığında ortalık karıştı; dolandırıcılıkla suçlandı. Hastanelerden biri Rosenhan’dan, ‘başka sahte hastalar yollamasını; bu kez hangisinin akıllı, hangisinin deli olduğunu tespit edeceğini’ söyledi. Rosenhan’ın, “tamam!” demesi üzerinden bir ay geçtikten sonra; aynı hastane gururla, “41 hastanın sahte olduğunu belirlediğini” duyurdu. Bunun üzerine Rosenhan, hastaneye hiç bir sahte hasta yollamadığını ilan etti.

“Pat Deneyi” Amerika’da psikoloji camiasında bazı çevreleri sarstı; onlara göre artık modern toplumda insanların en gizli duygularını anlamak ve kontrol altına almanın yeni bir yolu bulunmalıydı.

Yorum Yazınız