Berlin Duvarı-Yükselişi ve Yıkılışı-30. Yıl

Berlin Duvarı 30 yıl önce yıkılırken Doğu Avrupa’da yaşayan insanlar umutlu bir sevinç içindeydiler. Aradan geçen yıllar bazı şeyleri unutmalarına bazı şeyleri ise yeniden hatırlamalarına neden olacaktı.

“Taz’dan sevgili Max, çok şükür! Duvar yıkılıyor. Şimdi olanları 25 yıl boyunca iple çektim, oysa şimdi o büyük gün geldiğinde duyduğum sevinç son derece buruk. Açık ki yüreğim gülüyor, ama bir yandan da ağlamak durumundayım. Her şey ne kadar kolay ve çabuk olup bitti diye sevinçten ve ne kadar çok zaman aldı diye öfkeden. Birdenbire ne kadar hafifledim ve bütün bunlar hayatımda ne kadar uzun süreye mal oldu. 1965 Kasımından bugüne dek DAC’te yasaktım. Şimdi yine Kasım. Bir çeyrek yüzyıl geçti.”

Berlin Duvarı’nın yıkılışından iki gün sonra muzisyen Wolf Biermann arkadaşına bu satırları yazıyordu. Bir sevinç ve karanlık bir kuşku arasında kalmıştı. Şarkılarını söylemek üzere Doğu Berlin’e gideceğinden bahsediyordu. Doğup büyüdüğü yerlerde kendini bir yabancı gibi hissedeceğini de itiraf ediyordu.

Tehlikedeki Anayurt

O günlerde “anayurtun tehlikede” olduğunu düşünen Doğu Almanlar da vardı. İktidarını yitiren Politbüro üyeleri değildiler. Barış hareketinin tanınmış isimlerinden Rudolf Bahro Alternatif: Varolan Sosyalizmin Eleştirisi Üzerine kitabı 1977’de FAC’de yayınlanınca tutuklanmış, 1979’da affa uğrayıp FAC’ne gönderilmişti. Yeşiller Partisi’ne katılmış ve ekolojist hareketin baş savunucularından biri olmuştu. 17 Kasım 1989’da Die Tageszeitung gazetesinden Georgia Tornow ona şu soruyu sordu:

  • DAC’de insanlar demokratikleşmenin yanı sıra, ekonominin modernleştirilmesini ve hayat standartlarının yükseltilmesini de istiyor. Bu konuda “american way of life”dan-Amerikan usulu yaşam yolu; Bireysel çabayla, her türlü yöntemi mübah sayıp, servet edinme” başka bir örnek var mı?

  • RB: Hayat standartı ile modernleştirme arasında derin bir ayrım var. Aslında bize SED’in perspektifinden modernleştirme olarak yansıtılan birçok sebepten geri kalmış bir endüstri sistemiyle batı endüstrisi arasındaki umutsuz bir yarıştan başka bir şey değildi. Eskiden beri aptallık ettik:”Kapitalizm koşar adım uçuruma yaklaşıyor ve biz yetişip onu geçeceğiz.”

    Hala komünist kalanlar

Doğu Berlin’de “demokrasi”, “insan hakları” naraları atılırken ve insanlar ellerinde şampanyalarla Batı Berlin’de yürüyen Doğu Alman vatandaşlarına rastlarken bir düşünce insanı Doğu Avrupa’nın batı tarafından yutulmasını bir tehlike olarak görüyordu.

  • Hala komünist misiniz?

  • RB: Hiç kuşkusuz!

  • Anlamı nedir, bunun günümüzde?

  • RB: İki anlamı var. Birincisi batılı tarzda bilimin, tekniğin ve sermayenin yüzeysel zaferinin altında ezilmemek için ve Rosa’nın “Sosyalizm mi, yoksa barbarlık mı?” sorusunun her zamankinden daha güncel olması. İkincisi doğrudan doğruya sorunsalla ilgili. DAC’deki politik kazanımları savunmak istediğim sürece komünistim. Yani ekonomik sürecin üstünde politik bir karar var. Sözkonusu olan ekonominin önceliği ilkesini, yani ekonomi üzerindeki kamu ortaklığını savunmaktır.

Bahro, Doğu Alman kimliğinin önemli olduğunu ve bu kimliğin oluşumunda partinin ve duvarın etkisini dillendiriyordu.

  • Duvarın mazur gösterilmesi mi oluyor bu şimdi?

  • RB: Tarihsel süreçte önemli olan mazur göstermek değildir. Sadece şunu söylemek zorundayım ki, duvarın yapımına ben de katıldım. Taş taşımadım, ama bittiğinde “Nihayet!” dedim, nihayet yapıyoruz bunu. Bir özeleştiride bulunup, bu konuda bir kitap yazmış olmam ve onlarla kavgaya girişmem kişisel sorumluluğumu azaltmaz. Volker Braun o zaman bir topuk dönüşü yapılır, dedi. Ben yapmam.

***

Bir yanlış anlaşılma

9 Kasım 1989’da saatler öğleden sonra yediyi gösterirken parti sözcüsü Günter Schabowski basın mensuplarına Doğu Almanların batıya geçiş kurallarının değiştiğini duyurdu. Tüm kontrol noktalarından geçiş serbest bırakılmıştı. 90 günlük bir ziyaret izni. Bild muhabiri Peter Birnkman, duyduklarına inanamadığından emin olmak istedi: “Serbest seyahat ne zaman başlayacak? Schabowski bu konuda ikircikliydi: “Başlayacak, ıııı benim bildiğim ııııııı hemen, ıııı acilen.”

Açıklamayı Reuters saat 19.02’de “Bütün Doğu Alman sınırları geçişe acilen açıldı” diye verdi.Haber şehrin doğusunda çabuk yayıldı. Özellikle genç insanlar 28 yıl önce inşa edilmeye başlanan Berlin Duvarı’nın önüne akın ettiler. Sınır muhafızlarının şaşkın ve endişeli bakışları altında Batı Berlin’e adım attılar. Artık namlulardan ve Alman kurt köpeklerinden korkmuyorlardı. Batıda özgürlüğü ve refahı görmeyi istiyorlardı, oysa dolaştıkları sokaklar bir bakıma hala Batılı müttefiklerin işgali altındaki alanlardı.

Peki bu yıkmak için can attıkları duvar neden inşa edilmişti?

Berlin Duvarı Neden İnşa Edildi?

1961’de Berliner Mauer inşa edilmeye başlandı. Bu set sadece bir şehri bölmüyor, 1949’da kurulan iki Alman devleti arasındaki köprülerin tamamen atıldığını da fiziksel olarak simgeliyordu. Dahası Berliner Mauer iki farklı dünya görüşünün ve iki büyük silahlı paktın görünür sınırı oluyordu.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya 4 işgal bölgesine ayrılmıştı. Birleşik Devletler, Fransa, Birleşik Krallık ve Sovyetler Birliği toprakları paylaşmıştı. Berlin şehri S.B’nin işgal topraklarının ortasında kalmıştı. Müttefikler başkenti de dörde bölmeye karar verdi. Bu karar Temmuz 1945’te Postdam Konferansı’nda alınmıştı.

Çok geçmeden müttefikler arasında çekişme baş gösterdi. Kapitalistlerle komünistler arasında soğuk savaşın başlamasına tanık oluyordu dünya siyaseti. Berlin şehri bu çekişmenin gün yüzüne çıktığı alanlardan biriydi. 1948’de Batılılar şehirde karaborsa piyasası üzerinde hakimiyet kurmaya başladı ve ülke paralarının serbest rekabetini arzuladı. Sovyetler bunu benimsemedi, karşı adım olarak Batı Berlin’e mal akışına izin vermedi. Şehrin kapitalist bölümü abluka altına alınmıştı. Birleşik Devletler bunu “hava köprüsü” kurarak ve Batı Berlin’e uçaklarla ve paraşütlerle mal taşıyarak aşmaya çalıştı. bir yıl sonra Batılı müttefiklerin şekillendirdiği Federal Alman Cumhuriyeti (FAC) kuruldu. Sovyetlerin karşı hamlesi Demokratik Alman Cumhuriyeti’ni (DAC) ilan etmek oldu.

Berlin Duvarı Müzesi

Gerilim yükselmesine yükseliyordu, ama Berlin’de yaşayanlar şehrin iki tarafına da girip çıkmakta serbesttiler. Yoksul Avrupa’da yükselebilecek komünizm tehditine karşılık Birleşik Devletler Marshall yardımı ile kendine yakın ülkeleri kalkındırma hamlesini başlattı, bundan FAC de yararlanıyordu. Doğu Almanların eğitimli sınıfı Batı Berlin’e göç etmeyi daha cazip bulmaya başlamıştı. 1949-61 yılları arasında göç edenlerin sayısı 2.7 milyonu bulmuştu. Nitelikli işgücünü kaybetme riskini kabullenemeyen DAC yönetimi Batı’ya geçişleri sınırlama kararı aldı.

Duvarın Evrimi

12-13 Ağustos 1961’de basit tel çitler ve gözlem noktalarıyla ilk adım atıldı. 15 Ağustos tarihinde beton bloklar ile duvarın ana hatları belli oldu, 1965’te sınır daha da sağlamlaştırıldı. 1975 ve 1980 yılları arasında Berlin Duvarı dördüncü kez yenilendi. Artık 155 km. uzunluğunda, 3.6 m. yüksekliğinde ve 1.2 m. genişliğinde devasa bir yapıydı. Kontrol noktalarından izinli geçişlere izin veriliyordu. En ünlü kontrol noktası “Checkpoint Charlie”ydi.

Berlin Duvarı Nasıl Yıkıldı?

1980’lerin başında Doğu Avrupa’daki yönetimler iktidar kaygısı duymuyordu. Sadece Polonya’da Vatikan’ın da teşvikleriyle işçi kökenli bir muhalefet baş göstermeye başlamıştı. Batı’da Yeni Sağ politikalar baskın olmaya başladığında kapitalist krizleri aşabilmek için yeni pazar arayışları daha saldırgan bir tarza büründü. Yerel ve kapalı ekonomiler Türkiye örneğinde olduğu gibi merkez finans politikalarını uygulamaya zorlandı.

“Sürtünmesiz liberal ekonomi” sloganıyla sermayenin serbest dolaşımı belirgin amaç oldu. Emeğin hareketliliği üzerinde görünmez duvarlar inşa edilerek şirketlerin karlılığı ve verimliliği maksimize edildi. Globalleşme propagandasıyla barış içinde bir arada yaşama anlaşmaları terk edildi. “Yıldız Savaşları” projesiyle silahlanma yarışına tekrar dönüldü, Sosyalist Blok “Şeytanın İmparatorluğu” ilan edildi. Artık hedefte Doğu Avrupa vardı.

“İyi niyetli Genel Sekreter” Gorbaçov’un Sovyetler Birliği’nde uyguladığı Glasnost ve Perestroyka politikaları kendi halkı için kötü sonuçlar üretse de Batı dünyasında olumlu görülüyor ve teşvik ediliyordu. Birleşik Devletler Başkanı Reagan 12 Haziran 1987’de Berlin’de genel sekretere yol göstermeyi ilahi bir görev olarak üstlenmişti.

“Bay Gorbaçov, yıkın şu duvarı!”

Doğu Avrupa üzerindeki Sovyet etkisi yumuşadığında yönetim karşıtı muhalefet hareketleri hızla palazlandı. 1989 yılına gelindiğinde Demokratik Almanya ve Berlin’de gösterilere açık bir zemin oluşmuştu. Macaristan hükümeti Batı’yla ilişkilerini geliştirip Avusturya sınırını açtığında Doğu Almanlar dolaylı olarak batıya geçişin yolunu bulmuştu.

Yaz aylarındaki hareret sonbahara da taşınacak gibiydi. Gorbaçov  Ekim ayının başlarında Demokratik Almanya’nın 40. kuruluş yıldönümü için Doğu Berlin’e geldi ve acil reform planının uygulanmasını istedi. SED(Almanya Sosyalist Birlik Partisi) Genel Sekreteri Erich Honecker istifa etmek zorunda kaldı. Sonun başladığını artık herkes biliyordu.

4 Kasım 1989’da Doğu Almanya’da büyük kitlesel gösteriler başladı. Üç gün içinde Berlin’de, Leipzig’de, Dresden’de ve KarlMarxStadt’ta 2 milyon insan sokağa döküldü. “Wir sind das Volk!” “Biz halkız!” sloganları atıyorlardı. 7 Kasım tarihinde hükümet ve politbüro üyeleri istifa etti. 

Temsili Demokrasinin Sonu

9 Kasım 1989’da Merkez Komitesi toplantısını yaptı, saat 17.30’da Genel Sekreter Egon Krenz, alınan kararları iki A4 kâğıdına yazdırıp Merkez Komitesi sözcüsü Günter Schabowski’ye verdi. Kararlar, zaman içinde Doğu Alman vatandaşlarının batıya seyahatlerini serbest bırakacak bir dizi düzenleme içeriyordu.

Basın toplantısı saat 18.00’de başladı. Schabowski, yakın bir gelecekte Doğu Alman vatandaşlarının serbest seyahat özgürlükleriyle ilgili düzenlemeler yapıldığını söyledi. Saatler 18.57’ye geldiğinde basın toplantısındaki gazetecilere soru sorabileceklerini söyledi.

Bir gazetecinin ısrarlı sorusu, zamanından önce bir açıklamanın yapılmasına neden olmuştu. Geceyarısına doğru halk sınırı geçti.

Berliner Mauer yıkılmaya başlamıştı. Bütün Doğu Avrupa ve Sovyetler Birliği’ni zor bir dönüşüm bekliyordu. Büyük umutlar zamanla zayıfladı ve söndü.

Bülent EFE

Yorum Yazınız