Katip Bartleby-Yaratıcı Reddediş

Herman Melville ünlü romanı Moby Dick’ten iki yıl sonra klasikleşen bir hikâye yazdı. Kahramanı Bartleby yapmamayı tercih ediyordu. Mutlak bir reddediş içindeydi. Patronu ondan sürekli görevlerini yerine getirmesini isterken o sakince ‘yapmamayı tercih ederim’ diyebiliyordu.

Her işçinin hayalindeki bir eylem tarzı… Patronun otoritesi karşı gelebilmek… Bartleby bunu uç noktalara taşıyordu. İşin içeriğini sorgulamıyordu, işi reddetmek için mazereti de yoktu. Kılını kıpırdatmıyordu ve mutlak olarak patronunu takmıyordu.

Bu sakin ve huzurlu reddediş aynı zamanda belirsizdi. Karşısındakini çaresiz bırakıyordu. Basitçe yapmamayı tercih ediyordu.

Bartleby, Rönesans filozoflarının deyimiyle bir ‘homo tantumdu. Yalnızca insan, başka bir şey değil. Edilgenliği ve çıplaklığı o kadar sınırları zorluyor ki soyunuyor, çıplak insanlığa, çıplak varlığa yaklaşıyor. Sonunda Manhattan’ın hapishanesi Tombs’ın dehlizlerinde buhar olup havaya uçuyor!

Her yere gider ama savaş onu takip eder.”

Coetze’nin romanı The Life and Times of Michael K’nin ana karakteri de bir reddediş kahramanıdır. Michael K bir bahçıvandır, o kadar sade ve sıradan biridir ki bu dünyaya ait olmadığını hissederiz. Bölünmüş bir kurgusal ülkede yoluna sürekli teller, engeller ve otorite yönetimin kontrol noktaları çıkar. Sessizce tüm bunları reddeder ve yoluna devam eder. Karşısına çıkan engeller hayatı sekteye uğratan ve durduran cinstendir. Michael K sırf hayatın deviniminin devamı için reddedişi tercih eder. Yapmak istediği tek şey yeni bir tür balkabağı yetiştirmek ve onun arsızca büyüyüşünü seyretmektir. Michael K’da tıpkı Bartleby gibi çıplak evrenselliğe ulaşır.

“İnsan ruhu sınıflandırmaların üzerindedir ve altındadır”.

Çalışmanın ve otoritenin reddi yani gönüllü köleliğin reddi özgürlükçü politikaların başlangıç noktasıdır.

Etienne de La Boétie tam da böyle bir reddedişi salık vermişti.

“Artık hizmet etmeyeceğinize karar verin, bir anda özgür olursunuz. Ben sizden alaşağı etmek için bir tiranın tepesine binmenizi istemiyorum, sadece onu desteklemeyin yeter. İşte o zaman tıpkı temel direkleri altından çekilince kendi ağırlığından çöken ve parçalanan büyük Colossus gibi o da elinize düşecektir.”

Reddediş özgürlük politikasının başlangıcıdır, kesin olarak. Ama ya sonrası? Kendi başına ret boştur. Bartleby ve Michael K’ya kimse kötü insanlar diyemez. Yine de otoriteden kaçış ilkeleri yalnızlık üzerine kuruludur. Sürekli olarak kendilerini yok ediş-intihar- kıyısında bir uçurum kenarında dolaşırlar. Politik anlamda da salt ve mutlak ret bir toplumsal intihar sayılabilir.

Spinoza’nın sözleriyle “ biz yalnızca toplumsal bedenin zorba başını uçurmakla yetinirsek, parçalanmış bir cesetle baş başa kalırız”.

Bartleby-Buharlaşan egemenlik

Çağımızda artık dışarısı yoktur. Liberal politikanın mekânını oluşturan modern toplumun kamusal alanları post modern dünyada hızla yok olmaktadır. Geleneğe göre özel alan olarak evler mevcutken, modern birey kamusal alanı dışarısı olarak görür. Dışarısı politikaya özgü bir mekândır. Bireyin eylemi diğerinin huzuruna çıkar ve tanınma arar. Post modern dünyada ise kamu alanları giderek özelleşmiştir. Kent coğrafyası artık buluşma noktası ve ortak bir mekân değildir. Kapalı alışveriş merkezleri, hızla geçilen otoyollar ve kapılar ardına sıkışmış özel mekânlarla doludur. Korunaklı ve yalıtılmış mekânlar fiziksel kamu alanının oluşmasını engeller. Öyle ki birbirinden farklı insanların şans eseri karşılaşma olasılığı post modern dünyada mümkün olmamaktadır. Kentin banliyöleri de yalıtılmışlığı körükleyen düzensiz ve belirsiz bir yerleşim alanı olmuştur.

Postmodernizm politik alanı yok etmiştir. Politikanın aktüel mekânı silinir. Bu toplumda gösteri ve tanınma sanal bir ortamda mümkün olabilmektedir. Dışarısı öyle evrenselleşmiş ve genişlemiştir ki artık buhar olup havaya uçmuştur. Her zaman başkalarının gözü önündeyizdir, artık. Biz başkalarını izlerken, diğer gözler de bizi süzmekte.

Dışarının yok oluşu aslında fırsatları da beraberinde getirir. Özel-kamusal alan ayrımı ortadan kalktıkça iktidar da mekânını kaybetmeye başlar. Artık iktidar tıpkı dışarısı gibi her yerde ve hiçbir yerdedir. Mutlak egemenlik ou-topia’ya dönüşür, daha doğrusu tıpkı Bartleby gibi buharlaşmaya başlar.

İktidarın ve eylemsizliğin yani mutlak ve katı olan her şeyin buharlaştığı bu çağda “kutsal olan dünyevileşiyor ve sonunda insanlar kendi hayatlarının gerçek koşullarıyla ve diğer insanlarla ilişkileriyle yüzleşmeye zorlanıyorlar”(Marks, Komünist Manifesto)

Belki de yapılması gereken yeni bir beden yaratmanın koşullarını zorlamaktır. Kaçış çizgimiz gerçek bir alternatif yaratmalıdır.

Yorum Yazınız