Absürt tiyatro özellikleri ve temsilcileri

Godot'u beklerken absürt tiyatro Samuell Beckett

Varoluşun saçmalığı duygusundan kaynaklanan bir absürt felsefesi vardır. Varolma yanlışlığının bilinci bütünlük bilincinin yerini alır, artık her türlü son kaybolur, söz amacını yitirir, iletişime dayanmaz, tükenir ve çözülür. Absürt tiyatro(uyumsuz tiyatro, uyumsuzluk tiyatrosu, saçma tiyatro) absürt felsefenin sahnelenmesiyle yetinmez.

1950’lerde özellikle Sartre ve Camus’un piyeslerine, eylemin şüpheyle karşılandığı, ama eylem yapmanın şart olduğu (Kirli Eller-Les Main Sales), yalnızlığın ve iletişimsizliğin didaktik tarzda doğrulandığı(Caligula, Yanlışlık, Le Malentendu) oyunlara şüphe ile yaklaşılıyordu. Absürt tiyatro veya “yeni tiyatro” ideolojik söylevlere mesafeliydi. İdeolojilerin anlamı sorgulanıyordu.

Düşünmenin anlamsız olduğunu söylemek için düşünüldüğü sürece, esası oluşturan tek bir şey bile yoktur. Bu nedenle absürt tiyatro  kimliksiz ve derinliksiz gölgelerin, sözlerin yetersizliğini ortaya çıkaran bir tiyatro eylemidir. Amacı insanın hayatını anlamsız ve durumunu trajik bulmasının nedenlerini anlatmak değildir.

Absürt tiyatro, anlatımda kesin olarak başka bir ilişki kurar, sahnedeki konuşmalar, kendi etrafında dönüp duruyormuş gibidir. Kelimeler artık nesneleri karşılamaz, hiçlikten gelirler ve boşlukta kaybolurlar. İmkansızlaşan iletişim, insanlar arasındaki tüm ilişkileri yıkar. Meseleler konuşulur ama insanlar konuşmazlar.

Absürt tiyatro dilin gücünü kabul etmez ama aynı zamanda baştan sona dile dayanır. Bitmiş tükenmiş insanların olumsuzluğun kendilerinde ortaya çıkışına tanık olduğu bu çatısız piyeslerde sadece kelimeler vardır.

Absürt Tiyatro-50’li yılların ruhu

Yeni tiyatro da tıpkı yeni roman gibi 50’lerin başında ortaya çıkar. Hem burjuva tiyatrosundan hem de ideolojik tiyatrodan çifte bir kopuşu simgeler.

Kel Şarkıcı, 1950 yılında sahnelenir. Ionescu’nun bu eserinden sonra Arthur Adamov’un La Grande et La Petite Manoeuvre’u(Büyük ve Küçük Manevra) eseri gelir. 1953’te bir roman yazarı hemen hiç tanınmayan Samuel Beckett’in Godot’yu Beklerken’i ortaya çıkar. Oyun aydınlar tarafından oldukça beğenilir ve geleneksel tiyatro sorgulanır.

20. yüzyılda köktenci yenileştirme girişimleri yaşanmıştır kuşkusuz. Piscator ve Brecht toplumsal ilişkileri maddeci bir ışıkla aydınlatan epik tiyatroyu, Sartre, Camus ve diğerleri “bağlanmacı” tiyatroyu yaratmış, bunalıma düşen insanı anlatmışlardı. Yeni tiyatro ise ne varoluşçu ne de Marksistti. Kimseyi doğrudan yola getirmeye çalışmıyordu. Hiçbir şeyi incelemiyordu. Her şeyi ortadan kaldırıyordu. İnsana özgü bir şeylerin varlığına olan inancı sarsıyordu. Bu türün ustaları Theatre et San Double’da (1938) fiziksel yer olarak sahneye dönmenin gerekliliğini söyleyen Artaud ile “oyun içinde oyun”u icat eden ve Altı Kişi Yazarını Arıyor(1921), Size Öyle Geliyorsa Öyledir(1924), Questa Sera Si Recila a Suggetta(1930) adlı piyeslerinden oluşan üçlemesiyle imkansız bir temsilin temsilini gerçekleştiren Pirendello’ydu.

Yeni Bir Kurgu

Absürt Tiyatro batı tiyatrosunu düzenleyen bütün temel kuralları yıkar, savaş sonrası bunalımlarını yansıtır.

İonescu’nun Kel Şarkıcı’sını izleyen seyirciler uzun süre eylem bekledi. Ortada ne kel vardı, ne de şarkıcı. Ionescu’nun ikinci oyunu Ders ise daha beklenmedikti. Öğretmen öğrencisine bir şey öğretmediği gibi, kıza tecavüz edip öldürüyordu.

Beckett’in sokak serserileriyle birlikte, hiçbir zaman gelmeyecek bir Godot’yu bekleyen seyirciler belki hala onu bekliyorlar.

Absürt Tiyatro’da bir olaydan hareket edilmez ve eylem bir sonuca bağlanmaz. Entrika yoktur, tesadüfler, anlaşılmaz ve beklenmedik tekrarlar görülmez. Kişilikler silinir Kahramanlar yoktur; sadece iğrenç, birbirinin yerini tutan bedenler sahneye çıkar. Bu bedenler ya kendini oluşturan toplumsal konformizmden(küçük burjuvazi) biraz varlık kazanır ya da varoluşları laf kalabalığına sıkı sıkıya bağlıdır. Konformistler Ionescu’nun oyunlarında sık görülür, gevezeler ise Beckett’in trajik dünyasında.

Tüm çelişkiler ve yanılgılar bu bedenlerde buluşur. Figürler alt üst edilmiş sahnemsi bir alanda yer değiştirir. Kel Şarkıcı’da kapı(kapı çalınır ama kimse yoktur) ve 28, 35 defa çınlayan sarkaç budalalığın ve ahlak gevşekliğinin işaretleridir. Adamov’un L’invession’unda odadaki ürkütücü dağınıklık düşüncelerin karışıklığını ifade eder. Sandalyeler’de boşluk, hiç kimsenin olmaması ve Tanrı’nın yokluğu, tüm mekanı kaplayan ama kimsenin oturmadığı sandalyelerle algılanır. Beckett’da ise mekan ve eşyanın gücü korkunçlaşır. Siyah zemin üzerindeki eşya(Comedie’deki kişilerin tıkıldığı küpler, Oyunun Sonu’ndaki çöp tenekeleri) embriyon halindeki bedenleri, maddede(toprak, çamur) yol olarak devinimsizliğe ve biçimsizliğe dönmekle tehdit edilen şekilsiz, felçli, kopuk ve sakat kolu bacağı “karşılar”. Eşya korku verir, çünkü insan artık onun sahibi değildir.

Geleneksel Çin Tiyatrosu

Sahne üzerinde katıksız var olan, yalnızca ve kepazece oradaymış gibi yapan, ama orada hiçlik için var olan bir tiyatro düşünü absürt tiyatro yerine getirmiştir. Işık altında yer değiştiren bedenlerin söyleyecek, yapacak, kanıtlayacak hiçbir şeyleri yoktur. Burada parçalanan anlatımdır ve insanın temelleridir(konuşuyorum o halde varım). Kel Şarkıcı’da  durmadan sonsuzluğa seslenen cılkı çıkmış tekerlemelerin, abuk subuk sözlerin veya sövüp saymaların yanında, Beckett’in kişilerinin kullandığı trajik ve alaylı bir tarz da vardır; boğulan ses, soluğu tıkanmış ses kendinden vazgeçer.

Japon Tiyatro Türleri

İnsanlığın durumu üzerine iddialı gevezeliklerden uzak bu tiyatro, değerlerin ve anlamın buhranı tiyatrosudur ve Nazi rejiminden sonra kalan tek olası yeri kaplar; dehşeti.

Yorum Yazınız