Her şey zafer için!

Solak scaevola

“Şu felaketler içindeki ben, mutluluk içindeki senden daha fazlasına sahibim!”

Tanrıların lanetlisi Tantalos kızı Niobe böyle sesleniyordu düşmanına. Yedi oğlunun cesetlerine sarılmış, karalar giymişti. Yedi kız kardeş cenaze yataklarının başında duruyordu, katil Apollon’a ve çok evlat sahibi analarını kıskanıp cinayete onay veren Leto’ya veryansın ediyorlardı. Bu kez Artemis aldı yayını eline, gül yanaklı kızlardan altısını oklarıyla yere seriverdi. Niobe gururunu çiğneyip son çocuğunu bağışlaması için tanrıçaya gözyaşları içinde yalvardı. Zeus yüreği yaralı ananın son dileğini çok görüp kadını taşa dönüştürüverdi.

Çok geçmeden taştan bir pınar akmaya başlamıştı: Çocuklarını kaybeden annenin gözyaşlarıydı akan.

Troya Önünde

…Aphrodite’ye benzer Kassandra,

Gördü onları Pergamos tepesinden…

Baktı katırların çektiği döşeğe,

Gördü döşekte uzanmış ölüyü,

Bir çığlık attı, koştu bağıra çığıra,

Dolaştı boydan boya bütün kenti:

“Gelin, Troyalı erkekler, kadınlar, gelin,

Gelin, görün Hektor’u, gelin,

Sağken, savaştan dönerken o nasıl sevinirdiniz nasıl,

Gelin hadi!

Görün kentimizin ışığını, Hektor’umuzu,

Tekmil halkın ışığını gelin görün.”

İlyada, Homeros, XXIV. Bölüm 697-706

Troya Kralı’nın kızı Kassandra kederle haber verdi erkek kardeşinin ölümünü, halkına. Babasının oğlunu kucağında kente taşıyacağını en başından biliyordu.

Apollon’un bahşettiği lanet üzerinde olmasaydı, felaketler peşi sıra yaşanmayacaktı belki. Geleceği gören genç kadına inanmamanın bedelini ağır ödedi, Troya. Övülmüş evlatlarını ateşin ve külün gazabından koruyamadı.

Güzel yanaklı Kassandra, Kral Priamos kızıydı. Uzun saçlı Akhalıların, kırk kürekli gemileriyle denizi aşıp kan dökeceklerini önceden görmüştü. Okçu tanrı Apollo sunmuştu ona bu biliciliği, tanrıyı kandırıp ona gül yanağını uzatmayınca Apollo’nun laneti ile yaşamaya başlayacaktı. Güzellikte üstün Kassandra’ya kimse inanmayacaktı. Apollo’nun ağzına tükürdüğü bilgelik kursağında takılı kalacaktı, sürekli.

Yaklaşan savaşı da, deniz ötesinden gelenlerin kurduğu o ünlü tuzağı da, Troya’nın kahraman evlatlarının yitişini de dillendirdi, lanetli bilge. Dedikleri bir bir çıkacak da olsa hep alayla karşılandı, söyledikleri hafife alınıp gülüp geçildi. Aklın ışığıyla aydınlanan sezgisi hiç dikkate alınmadı. Kralı öven soytarıların, gücü kutsayan işbirlikçilerin gölgesinde kalıp boş yere babasını uyardı iyi niyetli Kassandra. Yurdunun yanacağını, o destansı sonu bilse de Troya’nın görkemli taş surları ateşler içinde kalınca gözyaşlarını tutamadı.

Pandora’nın Kutusu

Ateş kıvılcımlarını aşırıp bir rezene sapı içinde insanlığa armağan eden Prometheus’un kardeşi hiç de temkinli değildi. Epimetheus, önce eyler sonra düşünür, bulduğu ilk fırsatın peşinden gidip zenginlik kovalardı. Güzeller güzeli, ağzı laf yapan Pandora’nın çekiciliğine kapılmadan edemedi ve küp açıldı: Yıkıcı kötülükler dört bir tarafa saçılmıştı!

Acılar, yorgunluklar, hastalıklar, ölüm yeryüzüne yayıldı. Servet edinme hırsı savaşları körükledi, insanlar birbirine yüz çevirdi.

Altından tunç soyuna dönüşünce ölümlüler, ıslak kanatlı yelleri saldı, Zeus. Denizlere deniz ekledi. Ağaçlar, evler, sürüler, insanlar öfkeli sellerde sürüklendi. Ortalık yatışınca bir kayıkta kalan Prometheus’un oğlu Deukalion ile Epimetheus-Pandora kızı Pyrrha’ydı.

İki günahsız yeryüzünde bir başlarına kalakalmışlardı. Themis onlara annelerinin kemiklerini omuzları üzerinden atmalarını söyledi. Yerin kemikleri, yani taşlar…

Deukalion’un attığı çakıllardan erkekler, Pyrrha’nınkilerden kadınlar türedi.

Aç gözlülük, düşünmeden eyleme bir sonu hazırlamıştı. Birliktelik ve dayanışma yeni bir dünya kurmuştu. Tek gereken çaba ve cesaretti.

Scaevola; Solak

Genç Roma Cumhuriyeti Etrüsk Kralı Porsenna’nın ordusu tarafından kuşatılmıştı.

Açlık kol geziyor, ortalığı kasıp kavuruyordu. Roma can çekişirken cesur bir patrisyen, Mucius, tek başına kralı öldürmek için düşmanın içine girmeyi göze aldı.

Gizlenerek kralın yanı başına kadar ulaştı, kralı tanımadığından o zannedip kralla aynı giysiler içindeki yardımcısının canına kıydı hançeriyle, kaçmakta iken yakalanıverdi.

Niyetini hiç gizlemedi, söylemekten çekinmedi Mucius. Kralı öldürmeye ant içmişti, kendisini öldürseler bile üç yüz genç Romalının aynı işi yapacağını güvenle söyledi.

Kral, onu, ateşle işkence ettirmek ile tehdit edince Mucius sağ elini kor ateşin içine çekinmeden uzattı ve teninin yanmasını ürpermeden seyretti. Ve düşmanlarının fal taşı gibi açılan gözleri önünde inancını şöyle haykırdı:

“Her şey zafer için!”

Cesaretinden donakalan kral onu serbest bırakıp Romalılarla müzakerelere başladı, ardından kuşatmayı kaldırdı.

Romalılar Mucius’a hemen bir lakap bulup genç adama gururla seslenmeye başladı:

Scaevola, Solak!

Yorum Yazınız