Netflix izlemeye devam?-Ayın Gölgesinde

Reklam ve medya dünyasında bir rüzgar estirecek prestijli Netflix sonbahar dönemine girdik. Kasım ayında mafya temalı bir epik anlatı “The Irishman” izleyiciyle buluşacak. Robert de Niro ve Al Pacino’nun başrollerini paylaştığı üç buçuk saatlik bir Scorsese filmi yolda. Şekspir’in Henried üçlemesine dayanan Timothee Chalamet’in başrolündeki The King de 1 Kasım’da yayına giriyor.

Bu önemli yapımları izleyene kadar bir alternatif Netflix orijinal filmi arıyorsanız Ayın Gölgesinde, kafanızda bazı sorular oluşturacak türden bir film. Büyük yıldızlar yok, muğlak bir anlatı yapısı var, sonu ajitasyonla dolu.

İzleyip bitirdiğinizde rahatlıkla “vakit kaybı” hissiyatı içinde kalabilirsiniz. Oyunculuk vasat, hikaye anlatım araçları sıradan ve başarısızca kullanılıyor, kovalamaca sahneleri ve efektlerle seyirci biraz daha izlemeye ikna edilmeye çalışılıyor. Gelecekten gelen gizemli suçlunun kim olduğunu ve amacını az da olsa merak ediyorsunuz.

Sıkıntıyla filmi bitirdiğinizde yapımın başardığı tek şey kafanızın biraz karışması. Öyle görünmese de Ay’ın Gölgesinde düşünmemiz gereken bir noktayı bize gösteriyor.

Üstünlükçü şiddet

Birinci Dünya  Savaşı’nda onbaşı Hitler’le aynı cephede olsanız, bir Yahudi-Sosyalist olarak onu öldürmeyi düşünür müydünüz? Toplama kamplarında yakınlarını kaybetmiş, Nazi zindanlarında işkence görmüş biri 1944 yılından otuz yıl öncesine zamanda seyahat edebilseydi gözünü kırpmadan bu “gerekli görevi” uygulardı kuşkusuz. Ama ya bu “kurtarıcı eylem” sırasında Hitler’in yanındaki masum erlerden birkaçını da vurmanız gerekirse? Katliamları, altı yıl Avrupa’da hüküm sürecek kan ve gözyaşını önleyebilmek için henüz suçsuz insanları öldürmeyi göze alır mıydınız?

Olası şiddeti bertaraf etmek için şiddet uygulamak haklı gösterilebilir mi?

Bizim düşüncemizden farklı yıkıcı olarak tanımladığımız fikirleri palazlanmadan yok etmeli miyiz?

Irkçıları, dinsel fanatikleri, tefecileri, uyuşturucu baronlarını, diktatörleri yok etmeli miyiz?

Haklı savaşımız için her an tetikte olmalı, silahlanmalı ve yeryüzünü cennete çevirmek adına önce onu kana mı bulamalıyız?

Ya sonrası?

Cennet bahçemizdeki güllerde tek bir dikene bile tahammül edebilecek miyiz? Bizim gibi olmayana, “öteki”ne kem gözle bakmadan durabilecek miyiz?

Ayın Gölgesi üstümüze düştüğünde

Soruları sorup cevapları düşünürken, filme dönersek, Ayın Gölgesinde Netflix orijinallerine göre belli bir estetik duygusu olan, çoğu fiimin düzlüğünü ve sıkıcılığını barındırmayan bir yapım.

Hüzünlü olabilecek, bir seri katilin peşine düşülen bir yeni kara film tadında ve atmosferinde başlıyor.

Yükselmeye hevesli ve meraklı bir polis memuru, hamile eşini ardında bırakıp şehirdeki tuhaf olayların izini sürüyor. Kurbanların enselerindeki delinme yaralarını, beyinlerinin bu deliklerden dışarı sızdığını keşfediyor. Peşine düştüğü kapşonlu, traşlı başı olan siyah bir genç kadını derdest etmeye çalışırken yanlışlıkla öldürüyor. Herkes davanın kapandığını düşünüyor.

Oysa bu cinayetler 9 yıllık döngülerin henüz başlangıcı. Polis memurunun hayatı bu döngüleri çözmeye çalışırken resmen “kayıyor”, kızının doğumunda hayatını kaybeden karısının travmasını yaşayan Lockhart, 36 yıl sonra farklı bir gerçeklikle yüzleşiyor. Dahası tüm bu cinayetleri başlatanın kendisi olduğunu keşfediyor.

Bu “üstünlükçü şiddete” katılıp katılmamak size kalmış.

Ayın Gölgesinde yine de çoğu Netflix filminde olduğu gibi finansal bir projeyi sadece tamamlamak mantığından farklı bir yapım.

Sahi siz hala Netflix izliyor musunuz?

Ayın Gölgesinde

Açıklanamayan suçlar işleyen gizemli bir kadın seri katille ilgili uzun soluklu takıntısı, Philadelphialı bir dedektifin gerçekleri yavaş yavaş açığa çıkarmasını sağlar.
Başroldekiler:Boyd Holbrook, Michael C. Hall, Cleopatra Coleman

Yorum Yazınız