Prometheus-Zamanın Kölesi-Prometheus’un çilesi

Bulunduğu yeri fark etmek

Tanrılara ilk kurbanı Prometheus sunmuştur, Zeus’u kandırmasının bedelini ise ağır öder. İnsanlığa medeniyetin simgesi ateşi hediye etmesi de tanrıları kızdırır. Sürgüne yollanır ve ağır bir cezaya çarptırılır. Kafkas Dağı’ndaki bir kayaya zincirlenen Prometheus’un karaciğerini bir kartal yer, ciğeri tazelendikçe cezası da devam edecektir.

Prometheus kimilerince insanlığın yaratıcısıdır, kimine göre ise İsa’nın asi öncülü. Romantizm çağında iyiliksever bir şeytan olarak görülür. Kafka ve Camus onu bireyin yalnızlığının sembolü olarak tanımlar.

Avrupa uygarlığında belli figürler rol modeller haline gelir, anlatıları biçimlendirir ve bireyin çelişkili serüvenini ortaya koyar. Antikçağ’dan bu yana Avrupalı kahraman dış dünyayı fethe yönelir, yeniliklerle karşılaşır, inancını sorgular ve sonunda yazgısına teslim olur.

Prometheus Desmotes (zincire vurulmuş Prometheus), insanlığa özgürlüğün yolunu da çizer: “Zeus tahtından inmedikçe benim işkencelerim sona ermez!”

Uygarlığın yaratıcısı sonunda Herkül’ün yardımıyla zincirlerinden kurtulur ve tanrıların cezalandırıcısı kartalın ciğerini yer. Tekrar saygınlığını kazanması öç almasıyla mümkün olmuştur.

Oidipus kompleksi

Dünyanın farkında olan ama kendi kimliği hakkında tamamen bilgisiz kalan bir kral Babası ve annesi Delfi kâhininin sözüne uyup Oidipus’u terk etmişlerdir. Böylelikle kaderin kendilerine çizdiği yoldan sapabileceklerini umarlar. Oidipus, Korinth şehrinde yetişir, nereden geldiğini, kim olduğunu merak edip durur. Yola koyulup gerçeğin peşine düşer, bu seyahatlerinin birinde yaşlı bir adamı öldürür, aslında adam babası Laios’tur. Doğduğu Thebai kentine vardığında şehre dehşet salan Sfenks’le dövüşür ve onu alt eder. Ödül olarak ona kraliçe (annesi Iokaste) ile evlenmek ve kral olması layık görülür.

Oidipus bilinmezin peşine düşen ve gerçeği inatla arayan bir kahramandır. Merak edilen bilgiye ulaşıldığında muhakkak bir trajik yön keşfedilir. Eski çağlarda dış dünyaya doğru yapılan bu keşif modern çağ kahramanında (özellikle dedektif tiplemelerinde) kahramanın iç dünyasındaki yolculuğa dönüşür. Doğanın yarattığı tehlikeli alan ise uygarlığın geliştirdiği kentlerin arka sokaklarında yeniden gelişmiştir. Kahraman tüm toplum kurallarını (Oidipus’un ensest yasağını bilmeden çiğnemesi gibi) gerçeğe ulaşmak için yıkar ama sonunda kendini kurban ederek ya da toplum dışı kalarak ahlaki alana hizmet eder.

Sevil aldatıcısı

Kahraman artık yollara sadece gezmek, yeni yerler tanımak, kendini savunmak, kaçmak ve evine geri dönmek için çıkmaz. Haçlı seferleri sırasında ve yenidünya keşfedilince bambaşka bir hayat süreceği fetihlere başlamıştır. Kendi ahlakı kurallarını yabancılara dayatır, ancak yeni yurdunda aşırılıklardan da zevk almasını bilir.

Don Juan, Sevil aldatıcısı, böyle bir mirası devir alır, hoşlandığı her kadını fethedilecek bir kale gibi görür. Amacına ulaşmak için hilelere başvurmaktan çekinmez, ardında kırık kalpler ve bolca gözyaşı bırakır. Böylesine pervasız davranmasının nedeni içindeki bunalımdır. Zamana karşı çıkma isteği onu başka bedenlerde ve sokak dedikodularında yaşatır. Don Juan rastlantılara ve dünyadan el etek çekerek kurtuluşa inanmaz. Onun ahlakı nitelik üzerine değil nicelik üzerinedir. Tıpkı Ortadoğu’da ve Amerika’da kentler ele geçiren, altına ve kadına doyan, yeri geldiğinde öldürmekten zevk alan bir ahlak misali.

Don Juan, Don Gonzalo’nun kızını kaçırır ve adamı öldürmekten çekinmez. Üstelik mezarı başına gelip ona hakaretler eder. Mezar başındaki heykel, taştan misafir, onu yemeğe davet ettiğinde cesur olduğunu göstermek için kabul eder. Heykel çapkının kolunu yakalar ve sonsuz cehenneme sürükler.

Sürekli fetihlerin ardında aslında korku ve güçsüzlük vardır. Çapkın da olsa erkek aslında cinslerin ayrılması mitosundaki diğer yarısını arayıp tamamlanmak ister. Zamanı yaşarken de sevgilinin kollarında sonsuzluğu tatmaktır amacı. Bu birleşme umudu korkan erkekleri ve fatihleri kendilerinin bile kestiremedikleri bir şiddete sürükler. Bir türlü arzulanan birleşmeye kavuşamayanların zihninde sönmez cehennem ateşleri yanar.

Düşünce ile eylemin ayrılığı

Yeniçağın başındaki geçiş devresinde hümanizmin etkisindeki bir bilgin yarı büyücü yarı bilge olarak görülüyordu. Arzularına yenik düşen, yoldan çıkmış Faust belirsizlik çağında modern çağın kuşkucu kahramanı belli belirsiz insanlar arasında yaşamıştı.

Faust’un Tanrı inancı yoktu, ama şeytanın varlığına tüm kalbiyle inandı. Kendisinin ve bilimin sınırlarına ulaşıp aşmak niyetiyle sabırsızca ruhunu sattı.

Aydınlanma çağında Faust bilimin zaferini simgeler, gizil güçler karşısında aklın temsilcisidir. Romantiklerse bilgi aşırılığının insanı yalnızlaştıran ve kuşkuyu artıran yönüne vurgu yapar.

Goethe, Faust’un düşüncesiyle eyleminin birbirinden kopuk olduğunu gösterir. Kendi dünyasına kapalı bir bilginin dış dünyayla uyumsuzluğunu sergiler. Şeytan onu alay ederek kışkırtır. Artık soyluların ve cesur kahramanların çağı geçmiştir. Servet avcıları, katiller maddi dünyanın gücüyle saygınlık satın alabilecek konuma gelmiştir. Bilginin kar etmeyeceği günler yakındır. Faust kendi adının silinip gitmemesi için şeytanla bir anlaşma yapar. “Dur ey zaman, ne güzelsin.” dediğinde kazanan Mefisto olacaktır. Faust gençleşmesine ve aşkı tatmasına karşın sözleri söylemekte direnir.

Ruhla beden, gökyüzü ile yeryüzü, düşünce ile eylem artık birbirinden uzaklaşmaya başlamıştır. Fetihler çağında kuşku tohumları insanların yüreğine atılmış, kurtuluşun ve sonsuz huzurun mekânının neresi olacağı sorusu kahramanın kafasında yer etmiştir. Dilinin ucuna gelen sözleri söylediğinde ve eyleme döktüğünde ödeyeceği bedeller olacaktır. Yeri geldiğinde ise düşmanlarıyla bile işbirliği yapmaktan çekinmez.

Zamanı ele geçirme ve mutlu olma isteği ne kadar güçlü olursa olsun, saatin kum taneleri hâlâ akmaya devam eder.

Don Kişot-Kaybedenlerin Destanı

Yorum Yazınız