Carpe Diem -Günü Derle-Hazcılığın Kısa Formülü

Horatius Yunan felsefesini kısa bir formülle özetledi. Epikürcülüğün hazcılığını Carpe Diem (günü derle) sözleriyle açıkladı.

Antik Yunanlılar iki düstura sıkı sıkıya bağlıdır: Kendini bil ve aşırılıktan kaçın. Görkemli Roma’da bu nasihatler pek de geçerli olmaz. Bu kent şehirlerin anası, Batı tarihinin dönüm noktasının merkezidir. Devlet örgütlenmesi ve dil (Latince) bu merkezin yapı taşları olarak günümüzde de önemini korur. Küçük bir cumhuriyetten geniş bir imparatorluğa evrilirken Roma evrenselliği temsil eder. Bütün yollar meydanlarına çıkar.

Roma kültürü saf kendine özgü değildir. Farklı dünyalar özümsenir ve daha iyiye ulaşabilmek adına seçimler yapılır. Vergilius’un Aeneis destanında İlyada ve Odysseia’nın izleri hemen fark edilir, Yunan tiyatrosundan parçalar Latince komedilere yedirilir. Güzel söz söyleme sanatında usta olan Cicero Yunan felsefesinden derlemeler yapar.

Latin kültür evreni pratik bir bilgelikle gerçekçi dünya görüşünü hicivlerle süsler. Özel mülkiyet üzerine kurulu bir toplum emperyal amaçları için bir hukuk yaratır ve evrensel barışı ilan eder: Pax-Romana(Roma Barışı). Bu barışın sadece Romalıların hizmetinde olduğu açıktır. Bir zamanlar arenalarda aslanlara atılan Hıristiyanlar da bu kültür dünyasından pay almaktan çekinmez, Roma imparatorluğunun çöküşünden bin yıl sonra bile evrensel değerler Batı kilisesi ve üniversitelerce sahiplenir. Doğayı evcilleştirmek (Vergilius, Bucolica), insan eylemini, doğayı dönüştüren işi övmek(Georgica) ve imparatorluğun yazgısına güvenmek (Aeneis) tüm insanlığın görevidir. Tanrısal barışa ve huzura kavuşturan ulusal uzlaşmaya giden yol bu ilkelerle örülür. İnsan bahçesini kendisi işlemelidir.

Carpe Diem-Roma Edebiyatı

Roma edebiyatı aslında kaostan beslendi. Milattan Önce birinci yüzyıldaki politik ve sosyal çalkantılar Cicero gibi söz ustalarına ilham kaynağı oldu. Dünya da Roma’da hareket ediyordu ve bir Romalı düşünür evrende hangi noktada olduğunu merak etmeye başladı.

Cicero taşra kökenli bir avukat olarak Roma’da hızla yükseldi. Bu usta da düzen arayışını başlıca amacı olarak seçmişti. Kanunlarla askeri güç arasındaki çatışmaları aşabilmeyi umdu. Senato ve silahlı kuvvetler arasında sıkışmıştı. Gözünü para bürüyen fetihçi generallerin karşında tacirlerin açgözlülüğü hiç de az değildi. Barış da savaş da halkın zararınaydı. Cicero stoacıların kararlılığıyla Sokrates’in kuşkuculuğunu birleştirerek politik bir birleşim (consensus bonerum) yaratmak istedi. İfadelerinde hep doğruluk(latinitas), yerindelik(decorum), açık seçiklik, ritim ve uyum aradı. Doğunun incelik ve abartma eğilimiyle Batı’nın açıklığı ve kuruluğu arasında bir uyum yaratmak için felsefeyi ve güzel söz söyleme sanatını birbirine bağladı. İnsan sanatı ile doğa, hayal gücü ile kesinlik arasında bir denge bulmalıydı.

Yüzyıl Oyunları’nda (Ludi Saeculares) yeni devleti Yüzyıl İlahisi (Carmen Sauculare) ile öven Horatius daha sonra uçup gidici yaşam anlarını yakalamaktan zevk duyan bir zihin özgürlüğünün gücünü kavradı. Eğlence ahlakı, ölüm düşüncesinin verdiği çaresizliği yenebilecek yegâne güçtü. Güzellik ve hiciv hayatı daha katlanabilir hale getiriyordu. Horatius Yunan felsefesini kısa bir formülle özetledi. Epikürcülüğün hazcılığını Carpe Diem (günü derle) sözleriyle açıkladı. Bu hazcılık içgüdüsel değil, zamanın ruhunu kavrayan bilinçli bir tat alma eylemiydi.

Yeni Tanrı’nın Krallığı

Bir cinayetle kurulan Roma şehrinin insanları belirsiz gelecek için kaygılanmanın yersizliğini bu çağrıyla hisseder. Tüm ritüellerini ve kutsal üçlemelerini Roma mirasından edinen yeni egemen Hıristiyanlarsa anı yakalamanın anlamını idealize ederek, insanların bedenleri uykuya değil de ölüme, Tanrı’nın Krallığına hazırlamasını öğütler. Şehirlerin anası Roma’nın üzerindeki lanet günü geldiğinde gerçekleşir ve bir Hıristiyan barbar general tek kentte bütün bir dünyayı yok etmiştir. Sofu inananların gözünde parlak mermerlerden oluşmuş pagan tapınaklarının vahşi hayvan ve otların istilasına uğraması her türlü insani hevesin ve hazzın boşluğunu gösteren kesin bir kanıttır. Roma yıkılıp Kilise hükümdarlığı ağırlığını iyiden iyiye hissettirdiğinde pratik zekânın işlevselliği unutulacak, insanlar yaşadıkları andan keyif almaktansa, öteki dünyanın zenginliklerine ulaşabilmek için yaşamlarının acı ile dolmasına katlanacaklardır.

Bütün bir Batı dünyası günü derlerken dikenleri topladıklarının farkına Doğu ile tekrar tanıştıklarında varır. Bu yeni yolculuk katliamlarla sonuçlanan kutsal bir sefere dönüşecektir.

Yorum Yazınız