Antik Yunan’da felsefenin ortaya çıkışı

Antik Yunan'da felsefenin ortaya çıkışı filozoflar sohbeti
Antik Yunan’da felsefenin ortaya çıkışı bir evrim sonucudur.

Antik Yunan’da felsefenin ortaya çıkışı ve bilimin doğuşu bir mucize sayılabilir mi? Akla dayalı düşünce nasıl birdenbire filizlenmiş ve bir toplumu böylesine derinden dönüştürüp etkisini bin yıllar boyunca sürdürebilmiştir?

Eski Yunan’da M.Ö. 6. yüzyılda bir bilinç sıçraması yaşandı. Her toplum gibi Yunanlar da sadece kendi doğrularına, inançlarına sahipken hem zamansal hem de mekansal olarak coğrafyalarının ötesine uzanan nesnel bir doğrunun peşinde koşmaya başladılar. Tüm insanlarca kabul edilebilir amaçlar önerme yoluna giriştirler. Mitoslara dayalı düşünce tarzını bir yana bırakıp hakikati araştırmaya başladılar. Bu süreç saray sistemi, Mykenai uygarlığı(M.Ö 16. yy.-12. yy.) ve demokratik sitelerin ortaya çıkışını kapsayan bir toplumsal evrimin sonucuydu. Bir sihir değildi belki, ama çok özel bir düşünme biçimiydi.

Üstadın içrek(batini) ve karanlık hakikati yüzyıllar boyu Yunan toplumunda  egemen oldu. Bu hikayeye dayalı öğretiler eleştiri kabul etmez, kutsal bir havası vardır ve toplumu yönetmede yegane söylemdir. Çağlar ilerledikçe Yunanlar bu kapalı düşünce tarzında gedikler açtılar; ticaret geliştikçe ve site yaşantısı doğduğunda “sivil hakikat” eski hikayeleri sorgulamaya başladı. Antik Yunan’da felsefenin ortaya çıkışı başlamıştı. Yeni söylem çalkantılı ve değişkendi, daha iyi hatiplerin, dolayısıyla çıkar odaklarının eylem alanını oluşturuyordu. Sofistler “her şeyin ölçüsü, insandır” savını ortaya attılar.

Buna karşıt olarak filozofun söylemi eskinin geleneklerine bağlı kalarak yeni şeyler dillendirmeye başladı. Yüzeysel olandan uzak, sürekli ve değişmez bir dünya algısına yöneliyordu. Bunu sağlayan “Varlık”a yöneliyordu. Filozof vahiylerden uzaklaşmıştı, sadece nedenler peşinde koşan site halkına, nedenleri yaratan “Varlık”ı işaret etmeye çalışıyordu.

Mitos-Logos ayrımı

Mitoslar herhangi bir durumu kapsayıcı ve doyurucu biçimde açıklar. Etkisinin güçlü olması da tam da bu yüzdendir. Cevaplanamayan sorulara kesin ve onaylanabilir yanıtlar üretirler. Tüm nedensellik insan eylemi örneklendirilerek verilir. Bireylerin kavrayış gücünü aşan yüce varlıklar mevcuttur ve onların eylemleri kişilerin kaderini belirler.

Mitoslar toplumun beklentilerini karşıladıkları sürece etkilerini sürdürürler. Doğru ve yeganedirler, bu hikayelerden ders çıkarılarak mutlu bir yaşam sürdürülebilir. Gerçekleri egemenlerin bakış açısıyla açıklarlar ve yurttaşlara nasıl davranacaklarını gösterirler.

Toplumlar arası etkileşim arttıkça ve ticaret geliştikçe denizciler kendi gerçeklikleri dışındaki dünyayı keşfettiler. Mısır’da ya da Fenike’de insanlar farklı güçlere inanıyor, karşılaşılan sorunlara farklı çözümler üretiyorlardı. Başka başka hikayeler, tanrılar… Toplum mitosları kendisinin yarattığını fark ettiğinde, o mitosa eleştirel yaklaşmaya başladığında mitos gücünü kaybeder. Sorgulama arttıkça hoş bir anlatı olarak kalır, pratik hayatta bir karşılığı bulunmaz.

Bu eleştirel bakış açısı Antik Yunan’da felsefenin ortaya çıkışı için elverişli ortamı hazırlamıştır.

Antik Yunan’da felsefenin ortaya çıkışı;Demokrasi-Logos’un üstünlüğü

Politika farklı bir bakış açısının ürünüdür; matematiğin gelişmesi, doğa olaylarına akılcı gözlemle yaklaşım site yönetiminde mitosların gücünü aşmıştır. Belli kurallar ve oy çokluğu gibi yöntemler artık hatibe bir sorumluluk yükler. Onun söylemi karşısında düşünceler vardır, sonuna kadar eleştirilir ve alt edilmeye çalışılır. Politik söylemin kutsallığı bulunmaz ama etkisi artık eski hikayeleri çoktan aşmıştır. Mitoslar olağanüstü öyküler olarak dili zenginleştirmek için kullanılır.

Yine de filozoflar Mitoslardan tamamen kopamaz. Platon’da görüldüğü gibi onların büyüleyici özelliklerinden yararlanılır. Demokratik sitenin güce tapmaya başlayan dünyasında bu söylem renkli bir vahaya dönüşür.

Bilgelerin Çağı

İonia Yunan kültüründe önemli bir yeri olan Anadolu’nun batı coğrafyasıdır. Milet limanı da en işlek ticaret merkezlerinden biri. Doğa düşünürlerinin ana yurdu. Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes insan biçimli tanrıların egemen olduğu kozmogonilere alternatif bir düşünme tarzı yaratmışlardır. Kıta Yunanistanı’nda Hesiodos’un İşler ve Günler’de belirttiği açıklamalara bel bağlamazlar. Ana bir ilke, madde üzerinden dünyayı açıklamaya çalışırlar; Thales için bu ilke Su, Anaksimandros için Apeiron ya da Sonsuz, Anaksimenes için Hava’dır. Bu maddelerin nitelikleri ve dönüşüm halleri bu düşünürleri akıl yoluyla evreni açıklamaya yöneltmiştir.

Pythogoras biraz daha farklıdır. Samos’lu bu düşünür, matematik ile gizemciliği aynı potada eritir, kapalı bir cemaat yaratır. “Sayılar” onun izinden gidenler için “bütün varlıkların kökenidir.” Astronomi, müzik ve mimarlık alanlarında düşüncelerini hayata geçirmişlerdir. Platon açıkça bu bakış açısından etkilenir.

Ksenophanes Elea Okulu’nu kurar, Birlik ve Varlık düşünürüdür. Zenon Parmenides’ten sonra Elea Okulu’nu yönetir. Diyalektik düşünce tarzı üzerinde çalışır. Ünlü aporyalar’ı ortaya atar; çokluk ile hareket düşünülemez(Ok, Akhilleus ile Kaplumbağa).

Empedokles siyasetle ilgilenir, dört öğeli karmaşık bir kozmogoniyi açıklar, Sevgi ve Nefret belirleyicidir.

Anaksagoras Klozamenai’de doğup Atina’da yaşar. Zihnin(Akıl-Nous) bütün varlıkları düzenleyen ilke olduğunu savunur.

Leukippos ve Demokritos Elea düşünürlerine karşı, atom kuramını geliştirirler. Sonsuz bir evren içinde bulunan ve boşlukla birbirinden ayrılmış atomlar. Atomların rastgele çarpışmaları dünyayı ve raslantı evreninde insanı meydana getirmiştir.

Herakleitos-Değişmeyen Değişim

Oluşun ve karşıtlıkların etkisiyle süreklenen bir varlık; insan.

Düşünmek, doğanın zekaya meydan okuyuşuna karşılık vermek ve Logos’un gizli ve evrensel etkisini anlayana kadar, her varoluşun çelişkili özelliğini göğüslemektir.

Efes’in kurucu soyundan gelen Herakleitos’un söylemi eski vahiylerden ve gizem dinlerinden damıtılmıştır. Ona göre logos, ruhu yönettiği gibi dünyayı da yönetir. Logos gerçekliğin özündedir, her şeyi aşar, düşünen insanı her varoluşu, kendine yabancılaşmasını trajik biçimde irdelemeye zorlar.

Doğa karşıtlıkların çatışmasından oluşan bir uyumdur. “Savaş her şeyin anasıdır ve her şeye egemendir.” Heraklit evrenin doğuşunu bu perspektifle açıklar; temel öğe Ateş, Deniz’e dönüşür. Deniz de Gökyüzü ve Yeryüzünü ve bütün canlı varlıkları yaratır. Ancak bu hareket tersine doğru da gelişir, vardığı nokta başlangıçtaki Ateş’dir.

Ebedi bir döngü…

Peki neden “Aynı ırmakta iki kere yıkanılmaz?”

Evrendeki her şey Logos’un düzenlediği bir oluş ve değişme içindedir. Sayısız ve sonsuz şekillenme. Yine Heraklet her türden değişmez varlığı ortadan kaldıran sürekli bir akışı savunmaz, farklılaşmanın sürekli etkisini vurgular.

Varlık ile Varlık olmayan; Parmenides

Duyusal ve aldatıcı dünyanın ötesinde değişmeyen bir temel vardır. Bilge varlığı düşünür.

Parmenides Herakleitos’un öğretisini reddeder. Doğa Üzerine(Peri Physeos) adli şiirinde Logos’un karşısına Varlık’ı koyar. Onunla özdeş olmayan her şey Varlık olmayanın alanına girer.

Şiir bilgiye yönelen yolculukla başlar, Filozof Güneş’in kızlarının sürdüğü arabayla, Gün’ün ve Gece’nin kapılarından geçer, Hakikat Tanrıçası Aletheia tarafından karşılanır. Tanrıça ona iki yol sunar; bu yollardan ilki izlenmelidir; Varlık’a ulaşan hakikat yolu. Olumsuzlanma ya da sınırlama yoktur, o yolda. Varlık yaratılmamıştır, yok olmaz, değişime uğramaz. İkinci yol ise gecenin yoludur; hiçlik, varlık olmayanın alanı.

Doksalar(Sanılar)

İkinci bölümde tanrıça insanların benimsediği iki “kumaş”ın ya da “iki hamur”un bileşimini ileri sürer. İlki sıcak, ışıklı, sesli ve belleklidir, diğeri soğuk, sessiz, ışıksız, ağır ve unutkan. İnsan bu duyusal dünyada yaşar ve içinde bulunduğu koşullara razı olur. Bilgeliye ulaşmak için ise çaba, çilecilik ve mantık gerekir. Bilge ile Varlık örtüşmesi, sıradan ve aldatıcı varoluş düzeyini aşmakla mümkündür.

Heraklit Oluş’un Parmenides Varlık’ın düşünürüdür. Sokrat ve Platon “Herakletçi” duyulur dünyayı “Parmenidesçi” düşünülür dünyaya bağımlı kılar. Bu iki karşıt görüş onların felsefesinde sıra düzeni ilişkisine girer. Bu noktada İdealist Felsefe filizlenecektir.

Yorum Yazınız