Levent Üzümcü-Anlatılan Senin Hikayendir

Levent Üzümcü-Anlatılan Senin Hikayendir sahnelerde…

“Yas defterini kapatmadan hayatınıza devam edemezsiniz. İnsanın yas defteri açık kaldıkça o yas içinizde kanayacak, acıyı tekrar tekrar tazeleyerek yaşayacaksınız. Yasınızı tutup,  sevdiklerinizle vedalaşıp hayata devam etmek zorundasınız. Yoksa hayatınızı yaşayamazsınız. İleri gidemezsiniz. O nedenle, yaşanan kayıplarda bırakın insanlar ağlasınlar. İçlerindeki acıyı içlerinden atsınlar.”

Mübadele “değiş tokuş, bir şeyin başka bir şeyle değiştirilmesi” anlamında bir sözcük dilimizde.

30 Ocak 1923’te Lozan’da bir mübadele sözleşmesi imzalandı, Türk ve Yunan hükümetleri arasında. Bu zorunlu mübadele sonucu 388 bin Müslüman Türkiye’ye, 189 bin Ortodoks Yunanistan’a gönderildi.

Topraklar değiş tokuş edilebilir belki, bedenler de… Peki ya yaşanmışlıklar, acı-tatlı anılar? Ya sevdalar, özlemler?

“Anlatılan senin hikayen, bu coğrafyada bir yerden bir yere göç etmek zorunda bırakılmış, yerinden yurdundan edilmiş insanların hikayesi.”

Aktör Levent Üzümcü, Cengiz Toraman’ın yazdığı, kendisinin oynadığı tiyatro oyununu böyle tarif ediyor. Oyunda üç ayrı hikaye anlatılıyor, Üzümcü sadece öyküleri anlatmakla yetinmiyor, kendi ailesinin geçmişinden de bahsediyor, Girit’ten Ayvalık’a uzanan yolculuğu da naklediyor. Ülkenin gündemine dair de söyleyecekleri var, oyunda.

“Sanat eseri yaratan insanın hayata dair bir derdi var. Sanat eseri bundan doğar. Eleştiri de olmak zorunda.”



Levent Üzümcü oyunu

Bir insanı tanımak demek onun hikayesini bilmek demektir.

“Biraz tanış olmak derdim.”

Levent Üzümcü’ye göre ülkemizin en büyük sorunu insanların birbirinden uzaklaşması. Siyasilerin bu ayrışmada en büyük rolü oynadığını düşünüyor.

“Siyaset konuşmadığı sürece insanlar beş dakikada çay içip kaynaşabiliyor. Birbirimize kolaylıkla dokunabiliyoruz, dertlerimizi sevinçlerimizi paylaşabiliyoruz.”

Oynadığı oyuna toplumun her kesiminden, her yaştan insanın gelmesini de kıymetli buluyor. Dört yaşındaki bir çocuğun da emekli birinin de anlattığı hikayeleri dikkatle izlemesi onu mutlu ediyor.

Mehmet Dayı’nın, Fenerci Ahmet’in, Denizci Barış’ın öyküleri mübadelenin gerçeklerini gözler önüne seriyor, oyun insanı insana, insanca anlatıyor.

Üzümcü’nün performansı duyguların paylaşılmasında en önemli etken. Oyuncunun samimiyeti izleyicisine rahatlıkla ulaşıyor. Sahnedeki sadelik ve içtenlik salonun tamamına egemen oluyor bir süre sonra. Anlatılanlar seyirciyi sarıp sarmalıyor, kimi zaman dudaklarda acı bir gülümseme belirmesine, yüzlere kederli bir umut yerleşmesine neden oluyor.

Güneş her sabah doğar, inadına doğar.


Sahnede anlatılan hikayelerin ardında binlerce acının geçmişi var. Zira yaşananlar 20. yüzyılın en önemli ve en çarpıcı göçlerinden biri.

Mübadele sonucu Yunanistan’a giden Ortodoks Rumların önemli bir kısmı Yunanca, Türkiye’ye gelen Müslümanların çoğu da Türkçe bilmiyordu. Doğdukları yerlerde yaşamalarına izin verilmiyordu artık, ulaştıkları diyarlarda da kabul görmediler. Geri dönmeleri de kesinlikle yasaklanmıştı; elli yıl geride bıraktıkları yerlere adım atmalarına izin verilmedi. Mübadillerin büyük bölümü hasret içinde yitip gitti. Yerlerine yurtlarına, bağlarına bahçelerine, sevdalılarına özlem duydular.

Ama şarkılarında, türkülerinde insandan önce insanlığı sevmeyi unutmadılar.

Lanet ola!

Kim diyorsa kardeşler sevilmez.

Oğlanlar dağları yarar, 

Kızlar ovaları, 

Ana babalar da denizleri yarar, 

Görmek için birbirini.

Lanet ola!

Kim diyorsa kardeşler sevilmez…

Rumca şarkı

Levent Üzümcü Oyun künye

Gülerken ağladığımız, ağlarken güldüğümüz bir oyun bu.

Gürül gürül, usul usul akan ırmak, bir bardak çay sıcaklığı, bir dost meclisinin anason kokulu coşkusu var bu oyunda. Hayal desek, değil, gerçek desek, değil… Şarkılar, türküler, insan, kuş, ağaç, kitap, dağ, taş koyun koyuna bu oyunda. Ege Denizi’nin sakin, hülyalı, bilge maviliğinde koca yürekli bir destan bu oyun. Memet Dayı, Adriana, Stafili İbrahim, Fenerci Ahmet, Denizci Barış, Niko…Tanıyorsunuz onları. Evet, her birimizin hikayesi farklı, her birimiz başka iklimlerin çocuklarıyız, her birimiz başka hayatlar yaşıyoruz, doğru. Ama içimizdeki ses diyor ki, biz birbirimizin yabancısı değiliz. Bize insanlığımızı unutturmak isteyenlere inat, güler yüzlü ve umutlu bir başkaldırı bu oyun.

Merak ediyorsan, nedir bu insan, kimdir? “Anlatılan Senin Hikayendir.”

Yazan-Yöneten: Cengiz Toraman
Oynayan: Levent Üzümcü
Müzik Direktörü: Oktay Köseoğlu
Dekor-Kostüm: Medina Yavuz
Fotoğraf: Emre Mollaoğlu
Afiş Tasarım: Galip Aksular

Biletix

Yorum Yazınız